Yeni bir yıla girdik ve sanırım yordu bizi bu devinim. İşte karnaval katılımcıları:
Fikir Atölyesi, Tunç Kılınç
Pazarlama Yazıları, Cengiz Çatalkaya
Diyalog, A. Selim Tuncer
Blogistan, Zeynep Özata
İnteraktif Yaklaşım, Murat Buyurgan
placebo aslında bunların tamamı...
Yeni bir yıla girdik ve sanırım yordu bizi bu devinim. İşte karnaval katılımcıları:
Fikir Atölyesi, Tunç Kılınç
Pazarlama Yazıları, Cengiz Çatalkaya
Diyalog, A. Selim Tuncer
Blogistan, Zeynep Özata
İnteraktif Yaklaşım, Murat Buyurgan
Seni çok mutlu edeceğim.
Boy, boy çocuklarımız ve pembe panjurlu bir evimiz olacak…
Yaklaş biraz…
Korkma!
Reklamlar! Bir ürün ya da servisi bana anlatmak için çırpınan materyaller. Görselinden işitseline, etkileşimlisinden tutun da, havuzun dibinde karşınıza çıkanına kadar bin çeşidi var artık. Hayatımı değiştireceklerine dair vaadleri var ya 3 liralık ürünleri ile, en çok ona bayılıyorum ben. “En tatlı sabahlar mamayla başlar, la la laaaa!”
Senin ağzın neden büyük?
Ellerin neden kocaman?
İştahın neden bu kadar yıpratıcı?

Sürekli konuşuyorsun.
Nefes almadan.
İkna etmek için…
Biraz da arkadaşlarım konuşsa?

Algılarımızın hayatımızı şekillendirdiğinden bahsediyorum uzun zamandır. Hayatımız gibi, tüketim alışkanlıklarımız da algı süzgecimizden geçiyor ve etkileniyor. Marka ise, algılarımızı etkileyerek bizi kendisine çekmek istediği için çeşitli mesajlar gönderiyor bize. Reklamlarıyla olsun, logosuyla olsun ya da mağazalarının yerleşim planları ve renkleriyle…

Arsızca göz kırpıyorsun,
Ne olduğun, kim olduğun önemli değil,
Ve belli hızlı yaşayacağız bunu,
Çok düşünmüyorum o yüzden.

Penne arabiata ve fettucini alfredoyu çok beğenerek yiyorum. Ha bir de, tortellini! Son kararım, tortelliniden yana, en çok onu seviyorum. Peynirli ve küçük çörek gibi… Daha doğrusu mantı gibi.
…
Oynuyorlar algılarımla!…
Psikolojimi bozuyorlar!…
Gece, gündüz beni nasıl kendilerine çekeceklerini düşünüp,
Sadık olmamı istiyorlar…
Saf bir aşk, sevgi hikayesi de değil bu.
Karşılıksız hiç değil!

Kendime göre yorumlarım var. Herkesin vardır. Çeşitli konular üzerinde düşünerek ya farkında olmadan bazı sonuçlara varırız. Bir marka hakkındaki düşüncelerimiz de benzer kriterler uyarınca oluşur. Şirketler, reklamlarla, sunduğu deneyim, ortam ya da farklılıklar (tümüne “pazarlama faaliyetleri” diyelim) ile düşüncelerimizi etkiler.

Hayata bakış açısını sevdiğim şarkıcılardandır Nil Karaibrahimgil. Şarkılarında, gülümseten bir kara mizah vardır denebilir. Kara da, pembe de olsa kendini sevdirmeyi ya da daha doğrusu dikkat çekmeyi başardığı ortada. Gündem belirleyici, tartışılacak konulara parmak basabiliyor olmalı ki medyada mazagin bakış açısının dışında kalarak şarkılarıyla ve anlattıklarıyla yer alabiliyor.
Son günlerde dilime dolanmış bir marka.
Hem de ünlemlerle, noktaya varmadan virgüllerle anlatıyorum.
Napster kısa zamanda dikkatimizi çekti.
Kolay kullanımı ile bize yeni kapılar açan Napster, üyelerinin bilgisayarlarında bulunan şarkıları (müzik dosyalarını) birbirleri arasında paylaşmaya imkan tanımıştı. Bu yüzden alışkanlıklarımızı hızlı değiştirdi… seveni kadar sevmeyini de çok oldu…

Alışveriş Merkezleri, önce Gaye Ör tarafından Eylülce‘de ele alındı, sonrasında Cengiz’in hazırladığı Marketing Post‘ta. Daha ben çocukken Eskişehir’de açılan Esnaf Sarayı hatırladığım ilk örnektir. Esnaf Sarayı’ndan çıktığım yolda, bugün ve yarın, alışveriş merkezleri etrafında tüketim alışkanlıklarımızı değişiyor mu? Değişecek mi ?

Herşey bir yarıştır !
İnsanı harekete geçirecek sloganlar etrafında şekillenen kampanyalara bayılıyorum. İçimdeki başarıya aç canavarı kamçılıyor. Canavar, kamçı, başarı… Biraz hızlı bir girişle birlikte sert kelimeler kullanmış olsam da, reklamın insanı sürükleyebileceği bir psikolojiyi biraz daha net görebilmek adına abarttım denebilir. Az önce, The Horses (Kanada) firması için hazırlanan reklam algılarımla oynadı biraz, o açıdan
The Horses, pisuvarlara yerleştirilen görsellerle, orada “doğanın çağrısına uymuş erkekler” için bir yarış atmosferi hazırlamış. At yarışlarını hatırlatan reklam çalışması, rekabet ve mücadele gibi hisleri açığa çıkartarak spora yakınlaşırken, para metasını ortadan kaldırıyor. Sadece kendi yaptığı işi değil, tüm at yarışına yönelik algılarımızla oynuyor.
İnce düşünülmüş ve iyi kotarılmış bir çalışma.